Mar 20.2017 / 01.04 / / Kategori: Genel
Tam ve Doğru İfşa ve İbraz Yoluyla Yargıyı Güçlendirme Önerisi

2015 yılında kurulan ve kurumlaşma aşamasında olan Daha İyi Yargı Derneği çalışmalarını yargı için kabul edilmiş olan temel evrensel değerler olan Bağımsızlık, Tarafsızlık, Hesap Verirlik, Dürüstlük ve Bütünlük, Öngörülebilirlik, Eşit Muamele, Ehliyet ve Özen, Mesleğe Yaraşır Duruş ile Etkinlik ve Verimlilik Yeterlilik ilkeleri çerçevesinde planlamaktadır.

Dernek, halihazırda Bilirkişilik Kanunu Tasarısı hakkında kapsamlı görüş oluşturmuş; yargı reformu çalışmalarının nihai hedefinin “Kaliteli Yargı Hizmeti” olması gerektiği inancıyla toplumsal mutabakatla hizmette kalite unsurlarını belirlemek, ölçülebilir ve karşılaştırılabilir göstergeler haline getirmek amacıyla, tüm yargı paydaşları ve iş dünyası nezdinde farkındalık çalışmaları sürdürmektedir.

Derneğin temel amacı Türk Yargısının sorunlarını belirlemek ve önceliklendirmek, hayata geçirilebilir öneriler oluşturarak toplumsal mutabakat sağlamaktır. Dernek, yargıdaki sorunların ve şikayetlerin tamamının kök sebebi olduğu inancıyla Uyuşmazlık Çözümünde Dürüstlük İlkesini hayata geçirebilmek için uyuşmazlık konusu olayların ve delillerin Tam ve Doğru olarak İfşası ve ibrazı konusunu öncelikli çalışma konusu olarak Tüzüğünde belirlemiştir.

Tam ve Doğru İfşa ve İbraz Önermesi

İstanbul Ticaret Mahkemelerinde görülmüş olan ve konusu basit bir hukuki sorunun – yanan binanın verdiği zarardan kimin sorumlu olduğu – cevaplanması gereken 105 değişik dava dosyası üzerinde yapılan küçük bir örnekleme çalışması Tam ve Doğru İfşa ve İbraz yokluğunun yargının sorunlarının kök sebebi olduğuna kuvvetle işaret etmektedir.

Söz konusu 105 ticari davaların: en kısası 495 gün, en uzunu 2.325 gün sürmüş; en az 8 duruşma en çok da 47 duruşma yapılmıştır. 105 davanın ortalamasına göre: ortalama yargılama süresi 1.529 gün olup, ortalama 15 duruşma yapılmış, taraflarca ortalama 24 adet dilekçe sunulmuştur. Ortalama 1.529 günlük yargılama süresinin 580 günü bilirkişi görüşü alınması için, 819 gün delillerin toplanması ve ön meselelerin halli için sarf edilmiştir.

Karşılıklı ikişer dilekçe teatisinden sonra maksimum 100 gün içinde, tek 1 duruşmada karar verilebilecek bir konuda, 1 duruşma yerine 15 duruşma yapılmış, toplam 4 dilekçe yerine 24 dilekçe verilmiş ve yargılama süresinin 1529 gün (4,18 yıl) almış olması, etkinlik ve verimlilik bağlamında açıklanamaz ve kabul edilemez bir durumdur.

Türkiye’nin hukukçu insan kıymeti stoku, yaklaşık olarak, 10.000 hakim ve savcı, 100.000 adet avukattan oluşmaktadır. Hukuk ve yargı alanındaki görev ve sorumlulukların da iş bu 110.000 kişilik hukukçu kaynağı arasında orantılı olarak dağıtılması, doğal olarak, beklenir.

Ancak, mevcut durumda, yargılamalarda yerine getirilmesi gereken işlemlerin, yaklaşık olarak ve birim bazında sadece % 25’i iş gücünün % 90’ını oluşturan avukatlara bırakılmış; buna karşın işin çoğu, % 75’i ise iş gücünün% 10’unu oluşturan hakim ve savcılara yüklenmiş durumdadır. İş yükünün bu şekilde dağılımı adil olmadığı gibi, sistemin etkin ve verimli çalıştırılmasına ve isabetli olarak adalet üretmesine engeldir. Bir bakıma adaleti sağlaması gereken sistem kendisi adaletsizliğe neden olmaktadır.

Bu şartlarda doğal olarak toplumun her kesiminden ve yargının içinden çok sayıda haklı ve önemli şikayetler yükselmektedir. “Yargı işlevini göstermiyor, savunma hakkı zorlaştırılıp kısıtlanıyor, kararlar isabetsiz ve adaletsiz, yargılamalar çok gecikiyor, yargının iş yükü çok fazla, hak arama özgürlüğü suiistimal ediliyor” ve benzeri bir çok şikayetler neredeyse kanıksanmış bulunmaktadır.

Daha İyi Yargı Derneği’nin kanaatına göre, işte bütün bu şikayetlere neden olan, toplumda adalete güveni aşağılara çeken durumun kök sebebi uyuşmazlıklarda dürüst davranış ilkesinin ve bu ilkenin bir gereği olan uyuşmazlık konusu vakıaları ve delilleri tam ve doğru ifşa ve ibrazın Türkiye’de sağlanamamış olmasıdır.

Tam ve doğru ifşa ve ibraz etmeme – yargılama sırasında dürüst davranmama durumu, tarafların uyuşmazlıkları ile ilgili vakıaları tam ve doğru olarak ifşa etmelerinin sağlanamaması, bunu sağlayacak bir mekanizma olmaması, aleyhe olan delillerin gizlenmesi, hakimin bile bu konuda yetkisinin kısıtlanması, mahkemeye yalan beyanda bulunmanın savunma hakkı olarak görülmesi ve yargılamayı zorlaştırmanın bir yaptırımının olmaması sonucunda dürüstlüğün iyi niyete kalmış olması şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Hukukçu akademisyenlerimiz bir yandan uyuşmazlık taraflarının lehlerine olanı mahkemeye söyleyip, aleyhlerine olanları gizleyeceğini ve bunun adaletsizliğe neden olacağını tespit ve beyan ederken, öte yandan yalan beyanın savunma hakkının bir kullanım şekli olduğunu kabul etmektedirler.

Bunun sonucunda ise: uyuşmazlık konusu gerçek, yargılama sürecinin en başında isabetli olarak ortaya konmadığı gibi, süreçte de tam olarak ortaya çıkarılamamakta, avukatlık mesleği neredeyse gerçeği kısmen ve ispat edeceği kadar açıklama ve tutarlı hale getirme hizmetine dönüşmekte, yargılamalar tarafların birbirlerine eziyet etme ve yargıyı kandırma mücadelesine dönüşmektedir. Oysa yargılamadan umud edilen uyuşmazlıkların çözülmesi ve uzlaşma ve işbirliğinin yeniden tesis edilmesidir.

Bu durum yargının asli unsurları arasında ve ayrıca yargı ile vatandaş arasında ciddi ve yıkıcı bir güvensizliğe neden olmakta; taraflar birbirlerine hiç itimat etmediği gibi, vatandaş avukatına, avukatı vatandaşa, hakim avukata, avukat hakime, avukatlar karşı taraf avukatlarına itimat edememekte; yargılama süresinde ortaya konulan hiçbir şeye, hatta mahkemenin vereceği kararın sağlığına ve adaleti gerçekleştireceğine itimat edilmemektedir.

İşte bu gerçeği gizlerken adaleti bekleme anlayışı, uyuşmazlık çözümü bekler görünürken yargıyı haksızlıklara alet etmeye çalışma riyakarlığı yargının sorunlarının temelindeki kök sebeptir.

Türkiye, Yargı’sını etkin ve verimli çalışır hale getirmek ve adalet inancını yükseltmek için uyuşmazlıklarda tam ve doğru ifşa ve ibraz sistemini hayata geçirmelidir. Bu sistem hayata geçirildiği zaman elde edilecek faydalar saymakla tükenmez. En başta yargılama süresi -ticari davalar örneğinde – 1529 günden maksimim 10 güne; ortalama 15 lüzumsuz duruşma adedi 1 tane ancak kapsamlı ve yeterli süre ayrılan (4,5 saat) duruşmaya indirilecek; hakime isabetli karar vermesi için daha fazla zaman tanınacaktır. Hakimin zaman ve sorumluluğu % 70 oranında azalacak, savunmanın taraflara olan zaman ve para maliyeti % 70 ila % 90 civarında azalacaktır. Sonuç olarak, bu sistem yargılamada en az % 69 olmak üzere % 93’e kadar iyileştirmeler sağlayacaktır.

Yargılamanın başlangıcında Tam ve Doğru İfşa ve İbraz ile Yargı’nın iş yükünün ilk aşamada % 40 oranında, hakimin yapacağı işlemlerin ise 70 oranında azalacağı, bunu takiben ikinci aşamada iş yükünün % 60 daha azalacağı, hakilerin yükünün ise % 20’ye düşeceği ve son aşamada şu andakinin % 10’una kadar gerileyeceği öngörülmektedir.

2015 yılında sadece İstanbul’da 41.824; Türkiye genelinde 93.757 ticari dava açıldığı, aynı mahiyetteki dava sayısının Türkiye toplamının 686.866 olduğu dikkate alındığında yapılacak kaynak tasarrufu ve aynı zamanda sağlayacağı iyileştirme inanılmaz büyüklüklere ulaşmaktadır. Dernek bu alanda makro ekonomik araştırmalar yapılmasını planlanmaktadır.

Neleri değiştirmek gerekiyor?

 Sayılmakla bitmeyecek bu faydaların elde edilebilmesi ve Yargı’daki kötüye gidiş döngüsünün kırılabilmesi için yapılması gereken en önemli şey Tam ve Doğru İfşa ve İbrazın gerçekleştirilmesidir. Bunun için uyuşmazlık taraflarının gerçeği işlerine geldiği ve ispat edebilecekleri şekilde açıklamak yerine tam ve doğru olarak açıklamalarını, lehine olanları değil uyuşmazlığın çözümünü ilgilendiren bütün delilleri ibraz etmelerini sağlamak, başka bir deyişle uyuşmazlığı ile ilgili isabetli ve adil bir karar elde etmek arzusu ile yargıya başvuran vatandaşın, daha en başında mahkemeye doğru ve eksiksiz malzeme vermesini sağlamak ilk adım olmalıdır.

Yargının kurucu unsuru avukatlara Yargı’ya gerçeğin tam ve doğru, delillerin de eksiksiz olarak sunulmasını sağlama görevi, yetkisi ve sorumluluğu verilmeli; böylelikle hukuk ve dürüstlük mahkemelerden sonra avukatlardan topluma yayılmalı ve icra edilmelidir.

Bilirkişilik ve bilirkişilerin işlevi ve önemi savunmaya yardımcı olmak seviyesinde ve yargılamaya yardımcı olunduğunun bilincinde ve sorumluluğunda olmak üzere doğru yerine oturtulmalıdır. Burada en önemli olan husus mahkemelerin yargılama görevlerini bilirkişilere delege etmelerine – yargılamanın bir nevi özelleştirilmesine – son vermek, tarafların delilleri hakkında görüş veren, hesaplama yapan uzman konumundan öteye geçmelerine de geçirilmelerine de izin ve imkan vermemektir.

Uluslararası Yargı Performans Karşılaştırmasının Öneriyi Doğruladığı..

Önerinin doğruluğunu, Türkiye ile benzer ekonomik büyüklüklere sahip olan AB ülkeleri arasında temel göstergeler bazında yapılan karşılaştırmalar da doğrulamaktadır.

Türkiye’de 100.000 kişiye düşen hakim sayısı, İngiltere ve Almanya hariç AB ülkelerindeki 10,4 – 11,5 aralığı içindedir; buna karşın 100.000 kişiye Almanya’da 23,9 hakim düşerken İngiltere’de 3,3 hakim düşmektedir. Almanya AB ortalamasının 2 katından fazla iken, İngiltere’nin 8 katı kadar hakim çalıştırmakta; buna karşın İngiltere AB ortalamasının 3’te 1’i kadar, Almanya’nın ise 8’de 1’i kadar hakim çalıştırmaktadır.

Türkiye, İngiltere ve Almanya’da yıllık açılan dava sayıları karşılaştırılabilir iken, hakim başına düşen – yani bir hakim bir yılda bakması gereken – dava sayısı İngiltere’de Almanya’dakinin 7 katı, Türkiye’dekinin 3 katı fazladır. Başka bir deyişle İngiltere’de bir hakim Almanya’dakinden 7 katı daha fazla, Türkiye’dekinden 3 katı daha fazla verimli çalışmaktadır.

Bu üç ülkenin, devlet bütçelerinden ayrılan pay ve harç ve vergiler toplamından oluşan (2014) yargı bütçeleri arasında da önemli farklar vardır. Almanya’nın bütçesi İngiltere’nin iki katı kadar, Türkiye’nin 6 katı kadar fazladır.

Buna karşın 8 katı fazla hakime, iki katı fazla bütçeye sahip olmasına karşın Alman yargısına intikal eden davaların sadece % 38’i sulh edilmişken, İngiliz yargısına intikal eden uyuşmazlıkların % 98’i sulh ile sonuçlandırılmış; İngiliz hakimlere sadece geriye kalan % 2 dava hakkında karar verme yükü düşmüştür. Türkiye’de ise mahkemeler uzlaşmanın sağlandığı bir yer olmaktan çok uzaktır; çünkü Türkiye’de uzlaşma oranı % 2’dir ve mahkemeler neredeyse önlerine gelen her davayı sonuna kadar görmek ve karara bağlamak durumundadır.

İngiltere’nin uyguladığı yargılama sistemi ile Almanya’nın uyguladığı sistemin en temel farkı İngiltere’de Tam ve Doğru İfşa ve İbraz her uyuşmazlıkta uygulandığı halde, Almanya’da bu sistemin olmayışı – herkesin iddiasını ispat ile yükümlü olması – farkıdır. Almanya Patent Kanunu, TRIPS nedeniyle sınırlı olarak Tam ve Doğru İfşa ve İbrazı kabul etmiştir. Türkiye’nin yargılama sistemi Almanya’dakine benzerdir. Bu nedenle Almanya ve İngiltere yargı performansı karşılaştırmasından Türkiye’nin çıkarabileceği önemli dersler vardır. Bunlardan en önemlisi de Tam ve Doğru İfşa ve İbrazın sağlayacağı yüksek performans farkıdır.

Gerçekten de İngiltere yargısının daha az para ve daha az hakim ile çok daha fazla sayıda uyuşmazlığı yönetebiliyor ve uzlaştırabiliyor olmasının temelinde tam ve doğru ifşa yatmaktadır; çünkü, tam ve doğru ifşa hakimin yükünü % 90 azaltırken, gerçeğin en başta ve tam olarak çıkartılıyor ve gizleme imkanı bulunmaması uyuşmazlığın taraflarını uzlaşmaya zorlamaktadır. Bu da toplumda uzlaşma kültürünü egemen kılarak mahkemeye giden iş yükünü azaltmakta, her daim iyiye giden bir dönü oluşturmaktadır.

Her iki ülke yargıları aynı seviyede isabetli kararlar oluşturmakta; ancak, İngiltere’de yüksek yargılama maliyetlerinin adalete erişim hakkını fiilen kısıtladığından şikayet edilmektedir; buna karşın Almanya adalete erişim hakkı şikayetlerini önlemek için yüksek miktarda bütçe ayırıp, yüksek sayıda hakim çalıştırmaktadır.

2011 yılında bir kısım AB ülkesi hukukçuları arasında yapılan yargı memnuniyet anketinde çıkan sonuçlar da İngiltere’deki başarının temelinin Tam ve Doğru İfşa ve İbraz olduğunu desteklemektedir; tam ve doğru ifşa sistemine sahip olan İngiltere, Hollanda ve İsviçre’de yargı hizmetlerinden memnuniyet ve yargılama hızı oldukça yüksek iken, Türkiye de dahil olarak bu kurumun olmadığı ülkelerde hem memnuniyet düzeyi hem de yargılama hızı oldukça düşük çıkmıştır.

Türkiye bu iki ülkenin farklılıklarından ve başarılarından kendisine uygun dersler çıkarmalı; adalete erişim hakkını güvence altına alan ama etkin ve verimli çalışan bir yargı sistemi oluşturmalıdır. Bu da eldeki mevcut imkanlarla, tam ve doğru ifşa ve ibrazı sağlayarak kolaylıkla gerçekleştirilebilir.

SWOT Analizi

Tam ve Doğru İfşa ve İbraz kurumunu hayata geçirmenin yargının tüm paydaşlarına getireceği büyük kazançlar ve fırsatlar mevcuttur: Hakimlerin tekemmül etmiş dosyalar üzerinde ve hızla karar alabilmeleri kaliteyi ve saygınlıklarını artıracak, avukatlık mesleğinin sorumluğu artacak ve hızla gelişecek ve aynı zamanda iş kaynakları artacak, çalışmalarının karşılığını daha erken zamanda alabilecekler; toplum ve devlet ise hem adalete güveni yükseltecek hem de daha az sayıda hakimle daha çok ve daha yüksek kalitede hizmet üretebilecek, aynı zamanda toplumun uyuşmazlıkları yönetme zihniyeti değişecek, uzlaşma ve işbirliği kültürü hızla gelişecektir.

Bu gerçekleştiğinde yargı maliyet olmaktan çıkıp, yüksek katma değer sağlar hale gelecek ve hukuk sektörü hızla büyüyerek daha iyi ve daha kaliteli hizmet üretilmesinin önü açılacaktır.

Böyle bir düzen Türkiye’nin uluslararası uyuşmazlık çözüm merkezi haline gelmesine ve Türk hukukçuların hizmet ihraç eder hale gelmesini sağlayacaktır.

Yargı’nın şu andaki hakim açığı da elde olan kaynakların daha verimli kullanılması yoluyla zorluktan fırsat çıkarmaya dönüşecektir.

(Tam ve Doğru İfşa ve İbraz Yoluyla Yargıyı Güçlendirme sunumuna bu linkten ulaşabilirsiniz.)

Av. Mehmet Gün

Yorum Yap
0 Yorum
Arama:
ARA
Mehmet Gün
Mehmet Gün

Av. Mehmet Gün

YAZARIN DİĞER YAZILARI
POPÜLER YAZILARI