Eki 4.2016 / 01.18 / / Kategori: Genel
Usul Ekonomisi Çorbası

35 yıldır mahkemelerde avukatlık yaparım; ilk defa geçen gün ne tarafta duracağımı hangi sırayla konuşulacağını bilemedim! Maymuna bile öğretilebilecek olan davacının hakimin sağında durup ilk konuşacağını, davalının solunda durup son konuşacağını daha talebe iken öğrenmiştim; ama, geçen günkü usul ekonomisi çorbası duruşmasında şaşırdım.

Davacı için açtığım patent davasında sağda duracaktım ilk konuşma benim hakkımdı. Fakat davam davalının açtığı patent hükümsüzlük davası ile birleştirilmiş; dolayısı ile hakimin hem sağında hem de solunda durmam gerekiyordu, böylece hem ilk hem de son konuşmayı yapma hakkım vardı… Yetmezmiş gibi başka birisinin aynı patent aleyhine açtığı dava da önceden birleştirilen iki dava ile birleştirilmişti. O davada da hakimin solunda durmam gerekiyor ve son konuşmayı yapma hakkım vardı. Aynı davada davacı olanların aynı zamanda davalı durumunda, davalı olanların da aynı zamanda davacı durumunda olması yetmezmiş gibi birbiriyle ortaklığı olmayanların da aynı tarafta durması ilk veya son konuşmacı olmaları gerekiyordu.

Kimin ne tarafta duracağı meselesi, üçüncü davacıya dinleyici koltuklarından başka yer kalmadığı, salona ilk girenler de istediği yerde durduğu için biraz fiilen biraz da yer darlığı nedeniyle zorunlu olarak kendiliğinden çözüldü. Kimin önce kimin sonra konuşacağı sorusunu hakime hanım, “Hanginiz hangi tarafsınız? Hanginiz önce konuşacak?” diyerek çözmeye çalıştı; yapılan açıklamalar o kadar karmaşıktı ki; “Neyse biz bu gün bilirkişilere soru sormak üzere buradayız!” diyerek pratik bir çözümle ilerledik.

Kimin ne sıra ile konuşacağı, hangi davacının hangi sebeple hangi sınıra kadar soru sorabileceği, neyi soramayacağı, ne sebeple itiraz edeceği ve sair hususlardan mükemmel bir usul ekonomisi çorbası oluşturduk. Bilirkişilere nasıl sorulacağı, cevapların nasıl yorumlanacağı, avukat görüşü ile maddi gerçeğin nasıl ayrıştırılacağı da belli olmadığı için içine her şeyin gelişigüzel atıldığı, az mı çok mu, yüksek ateşte mi kısıkta mı pişirildiği, pişip pişmediği belli olmayan bir usul ekonomisi çorbası oldu… Pişirenin tadına bile bakmadığı, içmesi gerekenlerin verilenlerin sonuna kadar içmek zorunda olduğu bir karışım. Ye yiyebilirsen, iç içebilirsen…

“Bu davalar, bu kadar dava birbiri ile birleşemez! Birleştirilirse birini göreyim derken diğerinin görülmesini ertelemiş olursunuz, kimin ne dediği bile anlaşılmaz, hak arama özgürlüğü fiilen kısıtlanır, kısıtlanıyor!” feryatlarımızı, hakime hanım, üç davanın yargılaması tekbir seferde yapılmasında usul ekonomisi vardır gerekçesi ile reddetti. Hakim her dava ile ayrı ayrı uğraşmak yerine hepsi ile bir seferde uğraşsa ekonomik olur diye böyle bir kural ve abartılmış uygulama gelişmiş mahkemelerimizde.

“Biz bu kadar çok davaya ayrı ayrı bakamıyoruz onun için torba dava yapıyoruz!” denilse daha iyi anlardık…

Usul ekonominiz batsın!

Mehmet Gün

Yorum Yap
0 Yorum
Arama:
ARA
Mehmet Gün
Mehmet Gün

Av. Mehmet Gün

YAZARIN DİĞER YAZILARI
POPÜLER YAZILARI